Hamile Kadın İşçi Ölü Doğum Yapması Halinde Doğum Sonrası 8 Haftalık Analık İznini Kullanabilir mi?
1.Giriş
Türk iş hukuku, kadın işçilerin analık haliyle ilgili haklarını koruma amacıyla önemli düzenlemeler içermektedir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesi, hamilelik ve doğum sürecinde kadın işçilere tanınan izinleri düzenlerken, bu hakların amacı hem annenin fiziksel ve ruhsal sağlığını korumak hem de iş-özel hayat dengesini sağlamaktır.
Ancak, ölü doğum (doğum sırasında veya hemen sonrasında bebeğin canlı doğmaması) durumunda, bu izinlerin uygulanabilirliği kanunda açıkça düzenlenmemiştir.
Bununla birlikte , söz konusu kanuni düzenlemenin amacının işçinin sağlığının korunması amacı dikkate alındığında doğumun canlı ya da ölü olması arasında bir ayırım yapılmadığının kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim doğum ,kadının fizyolojik olarak aynı yıpratıcı süreçten geçmesini gerektirmektedir.
Bu makalede, ölü doğum yapan kadın işçinin doğum sonrası 8 haftalık analık iznini kullanma hakkı, yasal düzenlemeler ve doktrin görüşleri çerçevesinde incelenecektir.
2.Kadın İşçinin Analığına İlişkin Yasal Düzenlemeler
Türk iş hukukunda analık izni, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesinde şu şekilde tanımlanmaktadır: “Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılamazlar. Çoğul gebelik halinde bu süre doğumdan önce üç hafta uzatılır. Ancak sağlık durumu uygun ise, doktor raporu ile belirlenen gebelik süresi uzatılabilir.”
Bu hüküm, iznin temel amacını annenin ve bebeğin sağlığı olarak belirlemektedir. Doğum öncesi izin, gebelik sürecindeki riskleri minimize ederken, doğum sonrası 8 haftalık izin ise lohusalık dönemindeki fizyolojik ve psikolojik toparlanmayı hedefler.
Ölü doğum durumunda ise kanunda özel bir hüküm bulunmamaktadır.
Memuriyet rejiminde ise durum daha nettir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 108.maddesi ve 13.04.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Personeli Genel Tebliği’nin (Seri No: 6) I-A-6/a bendine göre, “Ölü doğum yapan memur, sağ doğum yapan memura verilen doğum öncesi ve doğum sonrası analık izninden aynı şekilde yararlanacaktır.”
Bu düzenleme, tabip raporuyla ölü doğumu belgeleyen memura sekizer haftalık izinleri tanımasına karşın doğum sonrası ücretsiz izin (6 aya kadar) veya yarım zamanlı çalışma gibi haklardan yararlanmayı engellemektedir.
4857 sayılı Kanun kapsamında çalışan kadın işçiler yönünden söz konusu düzenleme doğrudan geçerli değildir.
Buna karşın Anayasa’nın eşitlik ilkesi ve işçi lehine yorum ilkesi gereği bu düzenlemeden İş Kanunu kapsamında çalışan kadın işçilerin de yararlanması gerekmektedir.
Nitekim, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geçici iş göremezlik ödeneği açısından ölü doğum, “doğum” olarak kabul edilmektedir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 18. maddesi , geçici iş göremezlik hallerini düzenlerken ölü doğumu da kapsamakta ve ödenek bağlanmasını sağlamaktadır.
3.Konuya İlişkin Doktrin Görüşleri
Analık izninin amacı “annenin fizyolojik toparlanması” olup, bebeğin hayatta kalması şartı aranmamalı ; ölü doğum da “doğum” olarak kabul edilmelidir. Ayrıca memurlarla ilgili düzenleme anayasanın eşitlik ilkesi çerçevesinde işçilere de uygulanmalıdır. Ölü doğum, SGK geçici iş göremezlik ödeneğiyle zaten tanınan bir haldir.
Ölü doğum da analık annenin sağlığını koruma yükümlülüğünün bir uzantısıdır.
Konuyla ilgili doktrinde hakim olan görüş ölü doğum yapan kadın işçiye doğumdan sonraki 8 haftalık iznin kullandırılması yönündedir.
“…Kanunda düzenlenmeyen diğer bir ihtimal ,çocuğun ölü doğması veya doğduktan kısa bir süre sonra vefat etmesidir…Doğumdan sonraki sekiz haftalık izin kadın işçiye kullandırılmalıdır. Zira bu izinlerin amacı sadece çocuğa bakılması değil, aynı zamanda kadın işçinin de tekrar işe dönebilecek sağlığa kavuşmasıdır.”[1]
“Doğumda veya doğum sonrasında bebeğin ölümü ihtimali Kanunda öngörülmemiştir. Bu ihtimal halinde kanımızca kadın işçi sekiz haftalık doğum sonrası iznini tam olarak kullanmalıdır. Zira bu iznin yegane amacı bebeğin bakımı değil, kadın işçinin doğum sonrasında istirahat ederek kendisini toparlaması ve yeniden fiziksel ve ruhsal olarak çalışabilir hale gelmesidir.”[2]
Yine doktrinde aynı yönde bir görüşe göre, “…Doğumun erken olması, çocuğun ölü doğması doğumdan sonraki sekiz haftalık izin süresinin kısaltılmasına neden olmaz. Doğumdan sonraki analık izni esnasında çocuğun ölmesi durumunda da geriye kalan analık izni süresinin kullandırılması gerekir. Çocuğun ölümü ile birlikte artık kadın işçinin çocuğa bakması ve onu büyütmesi söz konusu olmasa da ,çocuğun kaybı annede büyük bir üzüntü meydana getirecektir. Bu nedenle de bu zor dönemde işçinin doğumdan sonraki sekiz haftalık izin hakkını kullanmasının mümkün olduğunun kabulü gerekir. Bu sayede, kadın işçinin iş hayatından uzak bir şekilde bu zor döneme atlatmasına imkan sağlanmış olur.[3]
4.Sonuç
Türk İş Hukukunda analık izni, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup , “Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılamazlar.”
Bu iznin temel amacı annenin ve bebeğin sağlığı korumaktır. Doğum öncesi izin, gebelik sürecindeki riskleri minimize ederken, doğum sonrası 8 haftalık izin süresi içinde fizyolojik ve psikolojik toparlanmayı hedeflemektedir.
Ölü doğum durumunda ise kanunda özel bir hüküm bulunmamaktadır.
Ölü doğum yapan kadın işçinin , 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74.maddesi çerçevesinde doğum sonrası 8 haftalık analık iznini kullanabilmesi gerekmektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olarak çalışan memurlara söz konusu hakkın tanınmış olması; SGK mevzuatındaki uygulama ve konu hakkındaki doktrin görüşleri ile TC. Anayasa’nın Kanun önünde eşitlik ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesi; bu hakkın ölü doğum yapan kadın işçilere de tanınması gerekliliğinin dayanaklarını oluşturmaktadır.
Söz konusu İznin amacı annenin sağlığı korumak olduğundan, burada doğum sonrası bebeğin hayatta kalması şartı aranmaz.
Bu hakkın kullandırılmasının işveren tarafından kabul edilmemesi ve kadın işçinin ölü doğum sonrasında derhal çalışmaya zorlanması ise hukuka ayrılık teşkil eder.
Konuyla ilgili en doğru çözüm yolu ise yasal düzenlemedeki boşluğun kanun koyucu tarafından doldurulması olacaktır.
KRG Danışmanlık Hizmetleri
[1] Ömer Ekmekçi, Esra Yiğit, Bireysel İş Hukuku, On İki Levha Yayınları, Güncellenmiş 5. Baskı, sayfa 572
[2] Hamdi Mollamahmutoğlu, Muhittin Astarlı, Ulaş Baysal, İş Hukuku, Lykeıon Yayınları, Güncellenmiş 7.Baskı,Ankara 2022,sayfa, sayfa1420, “Kadın işçinin bir hamilelik komplikasyonu olan düşük yapması halinde analık izninin akıbeti de mevzuatımızda düzenlenmemiştir. Bu halde analık izni doğuma bağlandığı ve bu halde doğum gerçekleşmediği için kadın işçinin analık izninin sona erdiği söylenebilir. Kadın işçinin düşük nedeniyle sağlık sorunu yaşaması halinde verilecek hekim raporu ile işçi istirahati ardından işe başlayacaktır.”, Asiye Şahin Özdemir, İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda Analık, Adalet Yayınları, sayfa,86-87, “Gebelik sırasında herhangi bir nedenle çocuğunu kaybetmiş(düşük yapmış) ya da çocuğunu aldırmış olan kadın işçiler ,analık izninden ve mevzuatta annenin ve çocuğun sağlığının korunmasına yönelik diğer düzenlemelerden yararlanamazlar. Zira bu gibi durumlarda, gerçek anlamda bir doğumun gerçekleşmesi söz konusu değildir.”
[3] Asiye Şahin Özdemir, İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda Analık, Adalet Yayınları, sayfa,87



